
EFNAN ATMACA – İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği 54. İstanbul Müzik Festivali, 11 Haziran’da başlıyor. “Ânın İçinde” temasıyla gerçekleşecek festival pek çok önemli dünya yıldızını ağırlayacak. Onları yerli isimlerle buluşturacak. Öte yandan türler ve disiplinler arasındaki geçirgenliği özellikle ön planda tutacak bir programla çok katmanlı bir yapı sunacak. Caz doğaçlamalarıyla klasik müziğin buluştuğu projelerden çağdaş dans iş birliklerine, elektronik ses dünyalarından Mevlevi müziğine pek çok farklı proje sanatseverlere sunulacak. “Bu yıl klasik müziği steril bir alan gibi değil; yaşayan, dönüşen ve başka sanatlarla sürekli ilişki kuran canlı bir ifade biçimi olarak hissettirmek istedik” diyen İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya ile konuştuk.

■ Bu yılki festival için yola çıkarken mottonuz neydi?
Bu yıl 11-25 Haziran arasında Borusan Holding sponsorluğunda gerçekleştireceğimiz 54. İstanbul Müzik Festivali’nin çıkış noktası “Ânın İçinde” temasıydı. Programın omurgasını; hayatın ve müziğin geçiciliği, her performansın biricik oluşu ve canlı müziğin insanı gerçekten âna bağlayan en güçlü deneyimlerden biri olması fikri oluşturdu. Bu nedenle yalnızca büyük isimleri bir araya getirmeyi değil; izleyicinin zihinsel ve duygusal olarak o ânın içinde kalabileceği deneyimler yaratmayı hedefledik.
Festivalde Viyana Senfoni Orkestrası, Kammerakademie Potsdam, Bruce Liu, Kian Soltani, Behzod Abduraimov, Ian Bostridge ve Iestyn Davies gibi önemli isimleri ağırlıyoruz. Ama benim için en heyecan verici taraflardan biri, bu dünya yıldızlarıyla birlikte Türkiye’den genç müzisyenlerin, bestecilerin ve disiplinlerarası üretimlerin de görünür olması. Korkmaz Can Sağlam, Dorukhan Doruk, Kaan Bulak ve Feride Büyükdenktaş gibi sanatçılarımızın uluslararası isimlerle aynı programda yer alması çok kıymetli.

■ İstanbul Müzik Festivali, 54 gibi olgun bir yaşta. Gençlerin konserlere ilgisini nasıl yorumlarsınız?
54 yıllık bir festival olmak çok güçlü bir hafıza ve aidiyet yaratıyor. İlk yıllardan beri bizi takip eden sadık bir izleyici kitlemiz var. Ama son yıllarda bizi en çok heyecanlandıran şeylerden biri genç izleyicinin festivale ilgisinin ciddi biçimde artması.
Bugün konser salonlarında çok daha genç bir profil görüyoruz. Bunun önemli nedenlerinden biri, genç kuşağın müziği, türler arasında çok daha geçirgen bir yerden deneyimlemesi. Aynı kişinin playlist’inde Bach da olabiliyor, elektronik müzik de, Anadolu rock da. Bu aslında klasik müzik için büyük bir avantaj.
Öte yandan konser deneyimini yalnızca sahnedeki performansla sınırlı görmüyoruz. Tarihi mekânlar, disiplinlerarası projeler, atölyeler ve farklı formatlarla daha deneyim odaklı bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Eczacıbaşı Genç Bilet uygulamasıyla öğrencilerin festivale erişimini kolaylaştırmamız da bu dönüşümde önemli rol oynuyor. Bence bugün gençler klasik müziğe uzaktan bakmıyor; onu kendi hayatlarının doğal bir parçası hâline getirmeye başlıyorlar.

‘Nefesin ritmiyle yeniden kendi içine dönebilmek’
■ Bahariye Mevlevihanesi’nde gerçekleştirilecek “Nefesin İzinde”yi konuşmak isterim. Mevlevi müziğini festivale eklemleyerek nasıl bir iz bırakmak istediniz?
“Nefesin İzinde” projesinin çıkış noktası doğrudan festivalin bu yılki “Ânın İçinde” temasıyla ilişkili. Çünkü nefes, insanı âna bağlayan en temel ritimlerden biri. Biz de bu projede müziği yalnızca estetik bir deneyim olarak değil; insanın iç dünyası, zaman algısı ve manevi hafızasıyla kurduğu ilişki üzerinden düşünmek istedik.
Bahariye Mevlevihanesi’ni festivalde ilk kez kullanıyoruz ve bu içeriğin tam da o mekânda anlam bulacağını düşündük. Programda ilahiler, nefesler, şuğuller, durak ve ayinlerden oluşan çok katmanlı bir yapı var. Genç müzisyen Ahmet Yağmur Kucur’un katkılarıyla hazırlanan projede Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın çeşitli Türk müziği topluluklarından sanatçılar sahnede olacak.
Buradaki amacımız Mevlevi müziğini nostaljik bir unsur olarak sunmak değil; onun insanı yavaşlatan, içe döndüren ve anda kalmaya çağıran tarafını görünür kılmak. İstanbul Müzik Festivali’nin İstanbul’un kültürel hafızasını yaşayan bir organizma gibi ele almasını çok kıymetli buluyorum. Bu şehir tarih boyunca farklı inançların ve seslerin iç içe geçtiği bir yerdi. “Nefesin İzinde”nin seyircide bırakmasını istediğimiz his de tam olarak bu: Modern hayatın hızından kısa bir süreliğine çıkıp, müziğin ve nefesin ritmiyle yeniden kendi içine dönebilmek.
‘Mesele birlikte yaşama kültürünü normalleştirebilmek’
■ Size “Rahat Konser: Tanıdık Melodiler, Yumuşak Sesler”i sormak istiyorum. Özel konuklar için düşünülmüş çok değerli bir girişim.
“Rahat Konser” bu yılın en anlamlı projelerinden biri. DenizBank’ın “Erişilebilir Sanat Partnerliği” ile başlattığımız bu seri, bizim için yalnızca yeni bir konser formatı değil; kültür-sanatın herkes için erişilebilir olması gerektiğine dair temel bir yaklaşımın parçası.
Klasik müzik konserlerinin katı kuralları; tam sessizlik beklentisi, hareket kısıtlılığı gibi unsurlar özellikle otizm spektrumundaki bireyler, demans veya Alzheimer yaşayan kişiler ve duyusal hassasiyetleri olan izleyiciler için ciddi bariyerler oluşturabiliyor. Biz de bu görünmez baskıyı kaldırmak istedik.
Bu konserlerde ışık ve ses seviyeleri daha yumuşak tutuluyor, salon tamamen karartılmıyor, izleyiciler istedikleri anda salona girip çıkabiliyor. Süreyya Operası’nda sessiz alanlar oluşturduk ve tüm festival mekânları ile erişilebilirlik rehberlerimizi başta partnerimiz Alternatif Yaşam Derneği olmak üzere farklı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hazırladık.
Ayrıca bu yıl festival kapsamında farklı mekânlarda otizm spektrumundaki saha görevlilerimiz de görev alacak. Çünkü mesele yalnızca erişim değil; birlikte yaşama kültürünü gerçekten normalleştirebilmek. Biz kültür-sanat kurumlarının insanları yalnızca davet eden değil, deneyimin aktif bir parçası hâline getiren alanlar olması gerektiğine inanıyoruz.